Bu hafta hep beraber Rodos’a gidiyoruz…
Rodos, Yunanistan’a bağlı, Türkiye’ye yalnızca 18 km uzaklıkta, Oniki Adaların en büyüğü olan bir turizm ve eğlence merkezi. Adanın ilk yerleşimcileri M.Ö. 16. yüzyılda gelen Girit uygarlığıdır. Tarih boyunca birçok kez el değiştiren ada, 1522’de Kanuni Sultan Süleyman tarafından fethedilmiş ve yaklaşık 400 yıl Osmanlı hâkimiyetinde kalmıştır. 1947 yılında ise Paris Barış Antlaşmaları sonucunda diğer Oniki Adalar’la birlikte Yunanistan’a geçmiştir.
Tarih boyunca yaşadığı bu işgaller adaya çok kültürlü bir yapı kazandırmış. Bu nedenle, adada gezdiğinizde farklı dönemlere ait birçok tarihi esere tanıklık ediyorsunuz. Rodos Kalesi ve içerisinde yer alan “Old Town” (Eski Şehir) bölgesi, dar taş sokaklarıyla geçmişin izlerini bugüne taşıyor.
Adaya vardığımda beni en çok şaşırtan şey, büyüklüğü oldu. O kadar büyük ki, bir ada gibi hissettirmedi. Altı gün boyunca gezmemize rağmen tamamını bitiremedik; kalan kısmını bir sonraki gelişimize sakladık. İlk ziyaret ettiğimiz yer, benim çok merak ettiğim Anthony Quinn Koyu oldu. Navigasyonun bizi doğrudan koya değil de tepe noktasına götürmesi sayesinde koyu yukarıdan izlemek, tesadüfen yaşadığımız harika bir sürprizdi. Manzara muhteşemdi ve hemen aşağı inmeye karar verdik. Koyun olumsuz yanı ise kalabalık olması ve denizdeki tekne yoğunluğu nedeniyle oluşan su trafiğiydi. 1964 yapımı Zorba filminin bazı sahnelerinin burada çekilmesi nedeniyle koya başrol oyuncusu Anthony Quinn’in ismi verilmiş. Bu arada film de gerçekten güzel, izlemenizi tavsiye ederim.

Konaklama olarak yaklaşık 100 yıllık bir ada evinde kaldık. Evin mimarisi, içindeki eşyalar, duvardaki eski fotoğraflar ve seramikler bizi oldukça etkiledi. Evde geçirdiğimiz keyifli vakitlerin dışında her gün farklı bir koya giderek denizin tadını çıkardık. Koylar oldukça güzel ve deniz de sıcaktı.
Rodos’ta o kadar çok Türk vardı ki, zaman zaman Türkiye’deymişiz hissine kapıldık. Çocuklara oyuncak almak için dolaşırken karşılaştığımız büyük bir oyuncak mağazası oldukça eğlenceliydi; insanın kendine bile oyuncak almak içinden geliyor. Marketlerse hem büyük hem de ürün çeşitliliği açısından oldukça zengindi. Egeli olmamın da etkisiyle yöresel otlara ilgim büyük; orada gördüğüm tüm otları aldım. Özellikle Deniz Fasulyesi en çok beğendiğimiz oldu. (Deniz börülcesiyle karıştırmayın, bu biraz daha farklı bir tada sahip.)
Bizi biraz zorlayan noktalar da olmadı değil: tuvalet alışkanlıkları, ürünlerde domuz eti olup olmadığını anlamaya çalışmak, aşırı sıcak ve park sorunu zaman zaman tatil konforumuzu etkiledi.
Tüm bu deneyimlerin ardından diyebilirim ki, Rodos oldukça keyifli bir tatil alternatifi olabilir. Bir yanda tarihle iç içe dolaşırken, öte yanda modern hayatın olanaklarından da faydalanabiliyor; hatta her zaman göremeyeceğiniz devasa seyahat gemilerine tanıklık edebiliyorsunuz.
Kalın sağlıcakla.
Yazar:
Prof. Dr. Anıl ERTOK
Güzel Sanatlar ve Tasarım Fak. e. Dekanı















yorum Yap