Bir sabah kalktığınızda hiçbir şey olmamış gibi davranırsınız. Aynaya bakar, gülümsersiniz. Çay demlenirken pencereyi aralarsınız; dışarısı hep olduğu gibidir. Oysa içerisi, bir enkaz. Ama kimse bilmez. Zaman geçmiştir ya, her şeyin ilacı odur nasılsa. Öyle öğrettiler.
“Zaman her şeyin ilacıdır” cümlesi, acının üzerine atılan ilk yalandır. Belki iyi niyetle söylenir, belki söylenecek başka bir şey yoktur. Ama zaman, yarayı iyileştirmez. Sadece kabuk bağlatır. Ve bazen o kabuk, yaranın ta kendisidir.
Bazı acılar ne eksilir ne de silinir. Aksine, yaşamın başka alanlarına sızar. Gülüşlerin arasına gizlenir, uykuların kıyısında nöbet tutar. Bir kelimeyle, bir şarkıyla geri döner. Sinsidir. Zaman öğretmez unutmayı; sadece alışmayı öğretir. Yani, acıyla yaşamayı. Kaybın içinden geçerken öğrenirsin; sevdiklerinin artık olmayışına alışmak bir iyileşme değil, bir zorunluluktur. Çünkü hayat devam eder, sen istemesen de.
Zamanın en büyük becerisi; seni susturmayı öğrenmiş biri hâline getirmesidir. Artık anlatmazsın, çünkü anlattıkça anlaşılmazsın. Acın sıradanlaşır. İnsanların sabrı azalır. Ve sen, “iyiyim” yalanını ustalıkla söylemeyi öğrenirsin.
Zaman ilaç değildir. Zaman, aynada her gün başka birini görmene sebep olan bir aynadır. Kimi gün güçlü, kimi gün yorgun, kimi gün hiçliğe yakın. Ama asla eskisi gibi olmayan biri…
Belki de zamanın asıl gücü, bizi iyileştirmesinde değil; bizi başka biri hâline getirmesindedir. Ve o başka biri, artık o acıyla birlikte yaşamayı bilen biridir.
İşte zamanın tek başarısı budur: Seni, sen olmaktan vazgeçirip hayatta tutmak.
Yazar:
Aleyna Fatma Arslaner
Gazetecilik Öğrencisi









yorum Yap