Hayat bazen insanı öyle bir koşturuyor ki, sanki sürekli yetişmemiz gereken bir şeyler var gibi. Sabah aceleyle derse git, akşam eve gel ödev düşün, sınav kaygısı ayrı, gelecek planları ayrı… Ama işin ilginç tarafı şu: Koştururken aslında yaşadığımız anı fark etmiyoruz.
Ben mesela, bazen elimde kahvemle sadece camdan dışarı bakıyorum. Trafiğin sesi geliyor, kuşlar ötüyor ya da yağmur hafif hafif cama vuruyor. O anda içimden “işte hayat bu kadar basit” diyorum. Bir kitap açıyorum, iki sayfa okuyorum. Bazen dikkatim dağılıyor ama sorun değil. Çünkü mesele o kitabı bitirmek değil, o anın keyfini çıkarmak.
Biz gençler genelde hep geleceğe takılıyoruz. Mezuniyet, iş, para, hayaller… Evet, hepsi önemli ama yarını düşünmekten bugünü kaçırıyoruz. Oysa küçük bir mola vermek, kendiyle baş başa kalmak insanın en çok ihtiyacı olan şey. Bir yürüyüşe çık, kulaklığını tak, şarkını dinle. Ya da odanda sessizce otur, hiçbir şey yapma. Emin ol ruhuna iyi geliyor.
Mutluluk dediğimiz şey aslında sandığımız kadar uzak değil. Bazen arkadaşınla içtiğin bir çayda, bazen de tek başına aldığın derin bir nefeste gizli. Koşmaya devam etmeden önce bir anlığına durmak, dünyayı ve kendini dinlemek…
İşte asıl mesele bu.
Yazar:
Aleyna Fatma Arslaner
Gazetecilik Öğrencisi









yorum Yap