Gençlik dediğimiz şey yalnızca bir yaş aralığı değil. Gençlik biraz enerji, biraz cesaret, bolca da hayal kurabilme hâlidir. Ama kabul edelim; hayal kurmak tek başına yetmiyor. Hayal, bir projeye dönüştüğünde; proje de üretime evrildiğinde gerçekten anlam kazanıyor. Gelecek dediğimiz şey de tam olarak böyle inşa ediliyor.
Bugün gençlerin en büyük ihtiyacı daha fazla nasihat değil. Zaten nasihat bol. Herkes ne yapmaları gerektiğini söylüyor. Ama fırsat… İşte orada bir eksiklik var.
“Şunu yapmalısın” diyen çok,
“Gel, bunu birlikte yapalım” diyen ise maalesef az.
Bir genç bir fikirle kapıyı çaldığında çoğu zaman ilk refleksimiz sorgulamak oluyor:
“Bütçesi var mı?”
“Tecrübesi yeterli mi?”
“Daha önce yapmış mı?”
Oysa durup şunu sormak mümkün:
“Bu fikri birlikte nasıl büyütürüz?”
Aslında bugün sıkça örnek verilen Selçuk BAYRAKTAR’ın hikâyesi tam da bu sorunun cevabını içinde barındırıyor. Ortada bir gecede ortaya çıkmış “mucize” yoktu. Bir fikir vardı, uzun bir öğrenme süreci vardı, defalarca deneme, defalarca hata vardı. En önemlisi de fikrin masa başında bırakılmaması, atölyeye, sahaya ve sonunda gerçek bir üretim sürecine taşınması vardı. Eğer o fikir ilk aşamada “olmaz”, “riskli”, “zor” denilerek rafa kaldırılsaydı, bugün konuştuğumuz başarı hikâyesi de olmayacaktı.
Belki de Selçuk Bayraktar’ın en büyük şansı, Özdemir BAYRAKTAR gibi bir babaya sahip olmasıydı. Ama asıl mesele bu şansın, bir fikri büyütecek zemine ve güvene dönüşebilmiş olmasıydı.
Proje kültürü tam olarak burada başlıyor. Proje; sadece form doldurmak, rapor yazmak ya da fon kovalamak değildir. Proje; bir ihtiyacı görmek, çözüm üretmek ve bunu somut bir çıktıya dönüştürmektir. Ve evet, hata yapmayı da içerir. Gençliğin hata yapmasına izin vermeyen bir sistem, aslında üretimi daha en baştan kilitler.
Üretim dediğimiz şey de sadece fabrika bacalarından ibaret değildir.
Bir sosyal proje de üretimdir.
Bir gönüllülük faaliyeti de.
Bir dijital içerik, bir eğitim modeli, bir yerel kalkınma fikri de…
Gençler üretmek istiyor. Buna inanıyorum. Ama üretmek için önce güvenilmek istiyorlar. Birilerinin onlara “sen yapabilirsin” demesine, bazen de hiçbir şey demeden sadece yanlarında durmasına ihtiyaçları var. Bayraktar örneğinde olduğu gibi; asıl farkı yaratan şey sadece teknik bilgi değil, fikrin arkasında durulması ve süreklilikle desteklenmesi oldu.
Gelecek ise bir sabah uyanınca karşımıza çıkmıyor. Gelecek; bugün atılan küçük ama kararlı adımların toplamı. Bugün desteklenen bir genç, yarın başkalarına yol açan bir yetişkine dönüşüyor. Bugün ciddiye alınmayan bir fikir ise yarın “keşke”lerle anılıyor.
Eğer gerçekten güçlü bir gelecek hayal ediyorsak, gençleri sadece konuşulan panellerin değil, üreten masaların tam ortasına koymalıyız. Onları dinlemeli, birlikte planlamalı ve birlikte başarmalıyız.
Çünkü gençlik beklemiyor.
Ya üretiyor…
Ya da üretmesine izin verilen başka bir yere gidiyor.
Ve evet…
Tercih hâlâ bizim.









yorum Yap