Ev Gezelim, Görelim, Tanıyalım “Taharet Musluğundan Vicdan Temizliğine: Bir Yolculuk Hikayesi”
Gezelim, Görelim, TanıyalımGündemKöşe Yazısı

“Taharet Musluğundan Vicdan Temizliğine: Bir Yolculuk Hikayesi”

Bugün sizlerle biraz gezi, biraz da hayatın içinden, aslında hepimizin bildiği ama konuşmaya pek yanaşmadığı bir mesele hakkında dertleşmek istiyorum.

Biliyorsunuz, son 15 günüm adeta bir zıtlıklar yolculuğu gibi geçti. Ülkemizin en doğusundan başlayıp, Batı’nın kalbi Atina ve Paris’e kadar uzanan bir rota… Belki her bir şehre ayrı ayrı giden çok olmuştur ama bu kadar kısa sürede bu iki uç dünyayı peş peşe solumak, bana bir karşılaştırma fırsatı sundu.

​Size “şurası çok güzel, burası mutlaka görülmeli” gibi klasik turistik tavsiyeler vermeyeceğim. Benim derdim daha derinlerde; daha temel, hatta daha “varoluşsal” bir boşlukla ilgili. Gelin bu haftaki konumuza, Türklerin su ile imtihanına, yani tuvalet kültürüne odaklanalım.

Yurt dışına çıkan her vatandaşımızın, pasaport kontrolünden hemen sonra yaşadığı o ilk ve en büyük ‘kültür şoku’ nedir bilir misiniz?  Taharet musluğunun yokluğu. Modern Batı dünyası; atomu parçalamış, Mars’a araç göndermiş, yapay zekayı hayatımızın merkezine koymuş olabilir. Ancak gelin görün ki, en temel insani ihtiyacın ardından gelen temizlik meselesini hala bir rulo kağıda emanet edecek bir mantıkla hareket ediyorlar. Bizim için su, sadece susuzluğu gideren bir içecek değil, aynı zamanda arınmanın, medeniyetin ve hatta nezaketin en temel aracıdır.

Peki, bu inadın tarihsel kökeninde ne var? Sizler için biraz araştırdım.  Aslında Batı, suyu her zaman reddetmiş değildi. 1700’lerin Fransası’nda aristokrasi, bugün bizim taharet musluğunun müstakil atası diyebileceğimiz ‘bide’yi icat etmişti. Ancak ne olduysa, İngilizlerin bu Fransız icadına duyduğu o meşhur ‘kültürel alerji’ ile oldu. İngilizler için bide, Fransızların fazla süslü  yaşam tarzının bir simgesiydi. İngilizler , suyla gelen temizliği reddedip yerine kağıdı koyarak kendine yeni bir hijyen standartı yarattı.

​Endüstri Devrimi ile birlikte seri üretime geçen tuvalet kağıdı modern bir icat olarak piyasaya girdi 19. yüzyılda bu kağıtlar reklamlarla öyle bir pazarlandı ki, suyla temizlenmek ilkel bir Doğu alışkanlığı, kağıtla silinmek ise steril bir Batı ayrıcalığı gibi sunuldu.  2020 pandemisinde marketlerde tuvalet kağıdı için birbirini yumruklayan insanları hatırlayınca aslında su ile temizlenmenin önemi de dikkatleri çekti.

Japonlar, Batı’nın kağıt rulosu’inadını görüp üzerine bir de kendi mühendislik dehalarını ekleyerek bu işi adeta bir sanat formuna dönüştürdüler. Bugün ‘Washlet’ dedikleri o akıllı klozetler; suyun sıcaklığını milimetrik ayarlayan, kurutma yapan, hatta mahremiyeti korumak için kuş sesleri çıkaran birer uzay üssü gibi. Yani dünyanın en gelişmiş milletlerinden biri, gerçek hijyenin ‘kuru kuru’ olmayacağını tüm dünyaya kanıtlamış oldular. Hatta Türkiye’deki sektör firmalarına da bunu tavsiye edelim incelesinler. Opet geldi aklıma sagolsunlar. Temizlik

alanındaki bu devrimi yapan da alt kademeye gönderdikleri kadın yönetici . Ona zarar verdiğini sanan bir kaç idarecinin sayesinde bugün ülkemizde seyahat sırasında çok zorlandığımız bu sorun çözülmüş oldu.

 Bizim yüzyıllardır banyolarımızın başköşesinde duran o mütevazı taharet musluğu, aslında Batı’nın yeni yeni keşfetmeye başladığı büyük bir konforun sessiz temsilcisidir. Belki bir gün tüm dünya suyun o mucizevi temizliğine geri döner; ama o güne kadar biz, yanımızda pet şişelerle gezmek zorunda kalmadığımız bu coğrafyanın kıymetini bilmeye devam edelim.

​Şimdi sevgili okuyucu, gelelim başka meseleye… Son günlerde şehrimizde bir gündem değiştirme yarışı, bir aman ağzımızın tadı bozulmasın yazıları  aldı başını gidiyor. 

Kadına şiddet  konusu bu ülkede gündemin en öncelikli sorunlarından biri oldu malesef.  Gün geçmiyor ki  haberler de bu konu işlenmesin. Şehirde hava kirliliği varken, kadına atılan tokadın ne önemi var gibi anlaşılacak bazı yorumları da okuyoruz malesef. Ülkemizde apaçık ortada olan bir durum şiddet. Sonrasında ölen kadınlar, tehdit edilen kadınlar, korkan kadınlar…

Gündemimizde her zaman olacak bir sorun bu. Tüm kurumlar, kişiler, basın, akademisyenler hepimiz bu konunun üzerinde durmalıyız. Bir kaç senedir psikolojik şiddete uğrayan bir kadın olarak belirtmeliyim ki her kadın benim gibi güçlü duramayabilir, bu noktada kadın erkek hepimiz destek olmalıyız. Bu konunun bir tarafı olmaz ve olmamalıdır.

​Evet ne yazsak az kalıyor gibi…Kalın sağlıcakla diyeyim; bu hafta en azından ruh sağlığınızı ve vicdanınızı koruyun dileklerimle…

Yazar:

Prof. Dr. Anıl ERTOK

Güzel Sanatlar ve Tasarım Fak. e. Dekanı

%s Yorum

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

pexels-ezekixl-akinnewu-1006202-380x380

Dilruba

Phasellus tellus tellus, imperdiet ut imperdiet eu, iaculis a sem Donec vehicula luctus nunc in laoreet

Trending Now

Hot Topics

İlgili Makaleler

Gezelim, Görelim, TanıyalımGündemKöşe Yazısı

İnsan Kalabildin mi?

İnsan bazen hayatı yanlış yerden anlamaya başlıyor.Kendini makamıyla tanıtıyor.Kartvizitine sığdırıyor karakterini.Başarıyı; daha...

Gündem

Karabük Üniversitesi TRT Belgesel Ödülleri’nde 4 filmle finalde

Karabük Üniversitesi (KBÜ) Safranbolu Türker İnanoğlu İletişim Fakültesi, TRT Uluslararası Belgesel Ödülleri’nin...

Gündem

Fabrikaların istemediği derilerden harçlık çıkarıyorlar

Bolu’nun Gerede ilçesinde üniversite öğrencileri, Türkiye’de bir ilke imza atarak kurdukları öğrenci...

Gündem

KBÜ’den Alzheımer ve benzeri hastalıklara umut ışığı

Karabük Üniversitesi Tıp Fakültesinde yürütülen ve TÜBİTAK tarafından desteklenen deneysel araştırmada, Trokserutin’in...