Eğitim denince aklımıza çoğu zaman sınavlar, notlar ve diplomalar geliyor. Oysa eğitimin gerçek etkisi, karneye sığmayacak kadar geniş bir alana yayılıyor.
Bir insanın dünyaya bakışı, soru sorma cesareti, empati kurabilme yeteneği; işte bunlar eğitimin sessiz ama kalıcı sonuçlarıdır. Bugün çocuklarımıza ve gençlerimize “başarılı olmayı” öğretiyoruz ama “öğrenmeyi sevmeyi” ne kadar anlatabiliyoruz, orası tartışmalı. Yanlış yapmanın cezalandırıldığı, ezberin merakın önüne geçtiği bir sistemde yetişen bireylerden yaratıcı düşünmelerini bekliyoruz. Bu da eğitimi bir yolculuktan çok, zorlu bir yarışa dönüştürüyor.
Oysa eğitim, yalnızca bilgi aktarmak değildir. Düşünmeyi öğretmektir. Farklı fikirlere tahammül etmeyi, başkasının yerine kendini koyabilmeyi, “bilmiyorum” demekten korkmamayı kazandırmaktır. Matematik kadar vicdanı, fen kadar sorumluluğu da içermelidir. Bir toplumun geleceği, sınıflarda atılan küçük adımlarla şekillenir. Öğretmenin bir cümlesi, öğrencinin hayatında yıllarca yankılanabilir. Aynı şekilde, görülmeyen bir eksiklik de telafisi zor boşluklar bırakabilir. Bu yüzden eğitim, yalnızca okulların değil; ailelerin, yöneticilerin ve toplumun ortak meselesidir.
Belki de sormamız gereken soru şudur: Çocuklarımıza ne kadar çok şey öğrettiğimiz değil, onları nasıl insanlar olarak yetiştirdiğimiz…
Çünkü iyi bir eğitim, sadece meslek kazandırmaz; yön, duruş ve insanlık kazandırır.
Yazar:
Nazan ÇAĞLAR









yorum Yap