8 Mart, bir kutlama günü değildir; bir direnişin, bir kurtuluş yürüyüşünün adıdır.
Dünyanın dört bir yanında kadınlar, eşit haklar ve özgür bir yaşam için yıllardır mücadele ettiler. Bu mücadelenin en bilinen başlangıç noktalarından biri, 1908 yılında Amerika’da tekstil fabrikalarında çalışan kadın işçilerin başlattığı grevdir. Daha sonra 1910’da düzenlenen Uluslararası Sosyalist Kadınlar Konferansı’nda Clara Zetkin’in önerisiyle kadınların hak mücadelesini simgeleyen uluslararası bir gün doğdu. 1975’te Birleşmiş Milletler tarafından resmî olarak tanınarak Dünya Kadınlar Günü haline geldi.
Bugün 8 Mart, çiçeklerin değil; cesaretin, direnişin ve eşitliğin günüdür. Kadın; bir annenin sabrında, bir kız çocuğunun hayallerinde, bir emekçinin alın terinde ve bir direnişçinin cesaretinde var olur. Tarihin her döneminde görünmeden ama her zaman var olarak dünyayı şekillendirmiştir.Ve unutulmamalıdır ki:
Kadın yalnızca hayatın içinde değildir; hayatın başladığı yerdir.
8 Mart, yalnızca bir tarih değil; kadınların sesini duyurma günü, özgürlük ve eşitlik mücadelesinin sembolüdür. Bugün, geçmişin sessiz esaretine inat, her kadın kendi hayatının kahramanı olduğunu hatırlatır.
Dünya kadınları, tarih boyunca görünmez yükleri taşımış, çoğu zaman göz ardı edilmiş ve susturulmuşlardır. Ama bu sessizlik, gücün sessiz çığlığına dönüşür; her adım, her mücadele, her başarı bir zinciri kırmak için atılmış bir adımdır. Bugün, kadınlar yalnızca kendi hayatlarını değil, toplumun vicdanını ve geleceğini de şekillendirir.
8 Mart, kadınların varlığını kutlamak kadar, onların hak ettikleri eşitliği ve saygıyı hatırlamak için bir fırsattır. Her kadın, kendi hikayesini yazarken, dünyayı daha adil bir yer haline getirir. Ve unutulmamalıdır ki, bir kadının özgürlüğü, toplumun özgürlüğüdür.
Yazar:
Nazan ÇAĞLAR









yorum Yap